28 Haziran 2016 Salı

Destina

Dün gece sen uyurken
İsmini fısıldadım
Ve hayvanların korkunç
Öykülerini anlattım

Dün gece sen uyurken
Çiçeklere su verdim
Ve insanların korkunç
Öykülerini anlattım onlara

Dün gece sen uyurken
Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
İşte bu yüzden sırf bu yüzden
Yeni bir isim verdim sana Destina

Sen öyle umarsız uyusanda bir köşede
İşte bu yüzden sırf bu yüzden işte
Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için 
Seni bu denli yıktıkları için 
Yaşamımın gizini vereceğim sana Destina 


8 Haziran 2016 Çarşamba

Dünya’nın En Gelişmiş Robotları


Robot adı: Baxter
Ülke: ABD
Üretici: Renthink Robotics
Boy (cm): 190
Ne yapabiliyor: Küçük imalatçılara programlama ve esneklik sağladı.







Robot adı: Atlas
Ülke: ABD
Üretici: Boston Dynamics
Boy (cm): 188
Ne yapabiliyor: Gerçek dünya deneyimi yok, Darpa Robot Yarışmalarında yazılımları test etmek için kullanıldı.








Robot adı: PR2
Ülke: ABD
Üretici: Willow Garage
Boy (cm): 465
Ne yapabiliyor: Deneysel gelişmiş kişisel hizmet robotu





Robot adı: Schaft
Ülke: JAPONYA
Üretici: Google
Boy (cm): 146
Ne yapabiliyor: Darpa Robot Yarışması galibi. El yetilerinin yerini almak için tasarlanmış insansı robot









Robot adı: K6
Ülke: ALMANYA
Üretici: Kuka
Boy (cm): 203
Ne yapabiliyor: Endüstiyel robotların koşum atı, dünyanın her yerinde fabrikalarda kullanılıyor.








Robot adı: Hubo
Ülke: GÜNEY KORE
Üretici: KAIST
Boy (cm): 130
Ne yapabiliyor: Kore Gelişmiş Bilim ve Teknolojiler Enstitüsü’nün geliştirdi ve farklı araştırmalar için kullanıldı.








Robot adı: RoboSimian
Ülke: ABD
Üretici: NASA-JPL
Boy (cm): 120-170
Ne yapabiliyor: Çok amaçlı kollara sahip deneysel robot.




Robot adı: :Asimo
Ülke: JAPONYA
Üretici: Honda
Boy (cm): 120
Ne yapabiliyor: Honda’nın insanın karmaşık hareketlerini taklit edebilen ve insanlığa yardım etmesi
için ürettiği robot.









Robot adı: TUG
Ülke: ABD
Üretici: Aethon
Boy (cm): 120
Ne yapabiliyor: Hastanelerde çekici görevi görmek için geliştirilmiş karizması olmayan robot.










Robot adı: UBR-1
Ülke: ABD
Üretici: Unbounded Robotics
Boy (cm): 97
Ne yapabiliyor: Tek kollu mobil servis robotu, farklı görevler verilebiliyor.








Robot adı: Packbot
Ülke: ABD
Üretici: iRobot
Boy (cm): 200
Ne yapabiliyor: Irak’ta ve Afganistan’da birçok bombayı imha ederek değerini tam anlamıyla
kanıtlamış robot.






Robot adı: Paro
Ülke: JAPONYA
Üretici: AIST
Boy (cm): –
Ne yapabiliyor: Robot fok Paro ev hayvanı besleyemeyen yaşlı ve hastalara fayda sağlamak için geliştirildi.







Robot adı: Roomba
Ülke: ABD
Üretici: iRobot
Boy (cm): 35 (çapı)
Ne yapabiliyor: Yerleri temizleyen ve cilalayan dünyanın en bilinen robotu.







Robot adı: Phantom
Ülke: ÇİN
Üretici: DJI
Boy (cm):35 (çapı)
Ne yapabiliyor: Her yere girebilen ve herhangi bir kamera sistemine bağlanarak havadan fotoğraf
çekebilen robot.






Robot adı: Reaper
Ülke: ABD
Üretici: General Atomics
Boy (cm): -
Ne yapabiliyor: Saatlerce uçabilen ve uzaktan kontrol edilebilen misiller taşıyan arama ve imha
robotu.



Fatalizm (Kadercilik, Yazgıcılık)

Her şeyin önceden doğaüstü bir güç tarafından belirlendiğini ve hiç kimsenin bu yazgıyı değiştiremeyeceğini savunur. Önceden belirlenmiş bu yazgıdan ötürü birey özgür değildir, dolayısıyla sorumluluktan söz edilemez.

Fatalizm, cebriyye, kadercilik, yazgıcılık veya sabitkadercilik adlarıyla da bilinmekte olup, her şeyin önceden doğaüstü bir güç tarafından belirlenmiş olduğunu ve kimsenin bu belirlenmiş yazgıyı değiştiremeyeceğini ileri süren görüştür.

Fatalizm anlayışına göre, insan istesin istemesin, olaylar kendi iradesinden başka bir iradenin yönlendirdiği yönde gelişir ve insan iradesiyle ne kadar çaba harcarsa harcasın, sonuç daima üstündeki o iradeye göre gerçekleşir. Fatalizm determinizmi ve nedensellik kuralını ve insanın iradesinin özgür olduğunu kabul etmez. Bu anlayışa göre insan sevap ve günah işlemeye zorunludur ki, böylece sorumluluk da ortadan kalkmaktadır. İnsanın tüm eylemleri bir başka irade tarafından düzenlenmiştir. Daha açık bir deyişle, Tanrı’nın iradesi dışında irade yoktur, insandaki irade de Tanrı’nın iradesinin tecellisidir. Bu duruma göre, varlıkların ezelden ebede kadar yaptıkları her şey, otomatik bir faaliyet olup, varlıklar birer otomat, birer kukla durumuna düşmektedirler. Tanrı'nın varlığını kabul etmekle birlikte, evrende nedensellik kuralının geçerli olduğunu ve ruhların İlahi irade yasaları'nın gerekleri dahilindeki gelişimlerini özgür iradeleriyle belirlediklerini kabul eden neo-spiritüalistler fatalizmi bir hakikat yolu olarak görmezler.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM

Lend-Lease ( Ödünç Verme-Kiralama Programı )

Amerika Birleşik Devletlerinin, II. Dünya Savaşında, Hitler'e karşı savaşan devletlere yaptığı yardım programı. Ödünç Verme ve Kiralama Yasası, 1941 yılında Roosevelt tarafından ABD kongresine tasarı olarak sunuldu.

II. Dünya Savaşı başladığından Amerikan, kamuoyu, Almanya'ya karşıydı. Bunun nedeni, Hitlerin yayılmacı ve saldırı politikası, Yahudilere karşı tutumu, demokrasiye olan karşıtlığı, yapılan antlaşmaları çiğnemesidir. Ancak bu kötü imaj, savaşa girmeyi gerektirecek kadar etkili değildi. ABD I. Dünya Savaşı'nda aldığı dersten dolayı, çıkardığı tarafsızlık yasaları ile, savaştan uzak kalmayı tercih ediyordu. Ancak, savaş Almanya'nın lehine bir gelişme göstermeye başlayınca, ABD bu tarafsızlık yasalarında değişiklik yapılmasını gerekli gördü. Tarafsızlık yasalarına göre, ABD'den savaş malzemesi ihraç edilmesi yasaktı. Almanya ise bu durumdan yararlandı. 4 Kasım 1939'da yapılan bir değişiklikle, savaş malzemesinin ödenmesi olduğu ancak paranın peşin satışı serbest gerektiği ve mülkiyetinin hemen el değiştirmesinin şart olduğu açıklandı. Ancak yasalarda yapılan değişikliklerin İngiltere'ye yeterli olmayacağı anlaşıldı. İngiltere, para ve silah yardımı istiyordu. ABD Kasım 1940 yılında, İngiltere'ye 50 destroyer verdi. Vermesinin nedeni de, ABD'nin güvenliği, o dönemde İngiliz deniz gücüne bağlıydı. ABD en büyük yardımı, Kongreye sunduğu Ödünç Verme-Kiralama Yasa tasarısı ile gerçekleştirmeye çalıştı. Buna göre, Müttefiklere her türlü silah, hammadde, yedek parça ve yiyecek dahil her türlü yardım sağlanacaktı. Bu yardım 50 milyar dolaklıktı. 6 milyarı yiyecek, 4 milyarı hizmet, geriye kalanı ise savaş malzemesidir. Bu yardımın en büyük payının İngiltere almıştır: 31 milyar. Bunu 11 milyar ile Sovyetler Birliği, 3 milyar ile Fransa ve 1,5 milyar ile Çin izlemektedir. Yasa, tasarısı 11 Mart 1941 tarihinde, Kongre'den yasa olarak çıktı ve savaşın bitimine kadar yürürlükte kaldı (1941-1945).



ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt Lend-Leas Yasasını imzalıyor.

Sosus ( sound surveillance system )

 Ses gözetleme sistemi için bir kısaltmadır. Dünyanın çeşitli noktalarında GIUK boşluğu (Grönland'a yakın Atlantik Okyanusu, İzlanda ve İngiltere'de) ve Pasifik Okyanusu'nun çeşitli yerlerinde- kurulu sualtı dinleme tesisleri zinciridir.

 Amerika Birleşik Devletleri Deniz Kuvvetleri ilk olarak boşluğu geçip Daha batı'daki hedeflere yönelen Sovyet denizaltılarını takip edebilmek amacı ile sistemi kurmuştur. ABD 1991 yılında SOSUS' un gizliliğini kaldırıp sivil amaçlar için kullanıma açmıştır.

SOSUS okyanus dibine boyunca stratejik noktalara yerleştirilen hidrofon (sualtı mikrofonları) diziler kullanılır. Hidrofonlar karadaki izleme istasyonlarına kablolarla bağlıdır. Tekil diziler öncelikle kıta yamaçları ve uzun menzilli akustik yayılımının dağılmaması için su altı dağlar gibi optimize edilmiş noktalara yerleştirilir. Okyanus ait ses kanalındaki kendi konumu ve bu büyük diyafram dizilerinin duyarlılığı, sistemin birkaç yüz kilometre çapında bir watt'dan daha az yayılan gücü algılamasını sağlar. Sistem o kadar hassastır ki eğitimli bir gözlemci gemi tipini belirleyebilir ve bazı durumlarda belirli bir gemiyi ayırt edebilir.

Monroe Doktrini

Milletlerarası ilişkilerde ve siyasi tarihte sözü sık edilen Monroe Doktrini, çok kısa şekilde basit ifadesiyle "Amerika Amerikanlılarındır" şeklinde tanımlanmakta ise de bu konuda biraz ayrıntı hukuki yönden gereklidir.

1823 yılında Amerikan Başkanı P. Monroe'nin Kongreye sunduğu bir mesajdan doğmuş bir politika anlayışı ve tutumudur. Bunda hakim olan üç görüş bulunmaktadır.

(a) Karışmazlık-non intervention-isteği: Çünkü o sıralarda Güney Amerika'daki İspanyol kolonilerinde bağımsızlık isyanları olmaktaydı ve Avrupa büyük devletlerinden oluşan Mukaddes İttifak (Sainte Alliance)'ın buralara müdahale ile koloniyalist çıkarlara hizmet için karışması istenmiyordu;

(b) Anti-koloniyalizm görüşü: O sıralarda Alaska'ya sahip bulunan Rusya'nın egemenliğini daha aşağılara doğru genişletmek niyetine-Kaliforniya'ya kadar-karşı çıkılıyordu;

(c) Kabuğuna çekilme (isolation) ilkesi: Sözkonusu mesajda, Amerika'nın Avrupa işleriyle ilgilenmeyeceği ve karışmayacağı ilkesi açıklanıyordu.

Yüzyılımızda ve hatta günümüzde bile zaman zaman Monroe Doktrini sözkonusu edilmekte ve bazı politik çevreler bunun tekrar yürürlüğe konmasını savunmaktadırlar.

Dogon Kabilesi

Dogon kabilesi Afrika'nın Mali cumhuriyetinde yaşar. Kabilenin nüfusu 250.000 civarındadır.
 
Dogonlar hakkında en fazla araştırma yapmış ve Dogon kültürünü Batı'ya tanıtmış etnolog Marcel Griaule'dür. Totemleri bulunan ve inisiyatik bir örgütlenmesi olan bu kabile, tradisyonlarını sözlü aktarım yoluyla sürdürmüştür. Tradisyonlarındaki astronomi bilgileri, özellikle Sirius sistemi hakkındaki bilgileri tüm astronomları şaşırtmıştır.

Afrika kabilelerinin çoğunda olduğu gibi Dogonların geçmişi de oldukça karanlıktır. Dogonların şu anda yaşadıkları Bandiagara Platosu’na 13. ve 16. yüzyıllar arasında yerleştikleri tahmin edilmektedir. İnsanbilimcilerin çoğu Dogonları “ilkel” olarak tanımlasalar da Dogonlar batı teknolojisine karşı olan ilgisizlikleri bir yana zengin ve bir o kadar da karmaşık bir dine ve yaşam felsefesine sahiptirler.

Dogonlar’ın ünü ortaya attıkları ilginç ve şaşırtıcı iddiadan ileri gelmektedir. Bu Batı Afrika kabilesi
atalarının dünyadan 86 ışık yılı uzaklıktaki Sirius yıldız sisteminden gelen uzaylılar tarafından eğitildiklerine inanmaktadır. Bu kadar ilkel ve her şeyden uzak bir biçimde yaşadıkları halde gökbilim alanında olağanüstü ayrıntılı bilgiye sahip olmaları da bu iddialarını desteklemektedir. 1931 yılında Fransız insanbilimcileri Marcel Griaule ve Germaniae Dieterlen Dogonlar’ı geniş çapta incelemeye karar vermiş ve 21 yıl boyunca Dogonlar’la yaşamışlardır. Bu iki insanbilimcinin araştırmaları Dogonlar hakkında pek çok bilinmeyenin keşfine olanak sağlamıştır.

Orion yıldız kuşağının hemen yanında bulunan ve Köpek Yıldızı olarak da bilinen Sirius yıldızı ve onun çevresinde döndüğüne inanılan yıldız ve gezegenler Dogon mitolojisinin temelini oluşturmaktadır. Dogonlar Sirius yıldızının en parlak yıldız olduğunu Sirius’un yanında çıplak gözle görülmeyen küçük yoğun ve sönük bir yıldızın daha bulunduğunu ve bu yıldızın tam konumunu biliyorlardı. Potolo olarak adlandırdıkları bu yıldızın dünyada bilinen tüm maddelerden daha ağır bir maddeden oluştuğuna ve Sirius’un çevresini 50 yılda döndüğüne inanmaktaydılar. Oysa ki batılı gök bilimciler 19. yüzyılın ortalarına kadar Dogonlar’ın bahsettiği bu soluk yıldızın varlığından bile habersizdiler. 1862 yılında Amerikalı gök bilimci Alvan Graham Clark yeni bir teleskopu denerken bu yıldızı keşfetmiş ve Sirius B ismini vermiştir. Ayrıca 1920’lerde ortaya çıkmıştır ki Sirius B bir “cüce yıldız”dır. Cüce yıldızlar oldukça soluk ışıklı küçük fakat yoğun yıldızlardır. Sirius B gerçekte Dünyadan daha küçük olmasına rağmen tıpkı Dogonlar’ın belirttiği gibi o kadar yoğundur ki kendisinden alınan bir çay kaşığı dolusu madde 5 ton ağırlığına gelir.

Daha da ilginci Dogonlar’ın bilgilerinin sadece bununla kalmayıp aynı zamanda modern dünyamızda ilk kez Galileo tarafından gözlemlenen Jüpiter’in dört uydusundan ve Satürn’ün yalnızca teleskopla görülebilen halkalarından da haberdar olmalarıdır. Dogonlar ayrıca sayısız yıldızın varlığına ve Dünyanın da içinde yer aldığı Samayolu’nun sarmal bir gücü olduğuna inanıyorlardı.

Dogonlar sahip oldukları bilgilerin çoğunu sembollerle anlatmışlardır ve bu sembollerinin temelinde Nommo'lar diye adlandırılan ve dünyayı uygarlaştırmak için uzaydan geldiğine inanılan hem karada hem de suda yaşayabilen varlıklardır. Dogon rahiplerine göre eski zamanlarda Sirius sistemindeki bir gezegenden dünyaya inen Nommolar sahip oldukları bilgileri o zamanki rahiplere öğretmiş onlar da bunları yeni kuşaklara anlatmışlardı. Nommolar dünyanın yaratıcıları olduğu kadar insanoğlunun ataları ve ruhsal ilkelerin koruyucuları “yağmuru yağdıran güçlerin ve suların mutlak sahipleri” idi.

Dogonlar üzerinde araştırma yapan Amerikalı bilim adamı Robert Temple bir Nommo uzay gemisinin gelişini ve dönerek yere inişini simgeleyen resimler bulmuştur. Geminin Dogon ülkesinin güneydoğusuna indiği söyleniyordu. Dogon rahipleri geminin inişini tanımlarken onun kuru toprağa indiğini ve oluşturduğu girdap dolayısıyla bol miktarda toz kaldırdığını anlatmaktadırlar. 

Dogonlar da Sirius’lu gezginlerin bir gün geri döneceğine inanmaktadırlar: “Göklerde bir yıldız belirecek ve bu Nommo’nun yeniden dirilişinin işareti olacak.” der bir yazıt . 

Dogonlar ve Sirius yıldızıyla aralarında kurdukları bağ UFO araştırmacılarının olduğu kadar yaratılış teorisyenlerinin astronomların ve bilim adamlarının da ilgisini çekmiş bu kabilenin kökenleri ve sahip oldukları derin astronomi bilgisine nasıl ulaştıkları hakkında pek çok araştırma yapılmıştır. Arkeolog-yazar Erich Von Daniken Dogon inançlarını kabullenmiş ve bu bilgileri geçmişte dünya dışı varlıkların dünyamızı ziyaret ettiğinin kesin bir kanıtı olarak yorumlamıştır. Gerçekten de “ilkel” Dogonlar’ın yüzyıllardır sahip olduğu bilgileri bilim henüz yeni yeni keşfetmektedir. Bunun son örneği Dogonlar’ın Sirius siteminde Emme Ya adını verdikleri ve Nommoların gezegeni olduğunu söyledikleri üçüncü bir yıldızın varlığından bahsetmeleridir. Bunun Popola (Sirius B)’dan dört kez daha hafif olduğunu yine Sirius B gibi 50 yıllık bir zamanda daha geniş bir yörünge çizdiğini ve her ikisinin çapları arasında bir dik açı oluştuğunu belirtiyorlar ve Emme Ya’nın bir de uydusu olduğunu söylüyorlar. Hakikaten de Dogonlar’ın Emme Ya’sı vardır ve o astronomlar tarafından ancak 1995 yılında keşfedilmiş olan Sirius C yıldızıdır! İşte bu Nommoların yaşadığı yıldızın keşfidir.. 

Nommo’nun Gemisi, Mali Cumhuriyeti’nde yaşayan Dogon yerlilerinin mitolojisinde Sirius yıldız sisteminden Dünya gezegenine “gönderilenler”i ifade eden bir terimdir. 

Nommo’nun gemisi terimi, Dogon inanışında, kimi zaman Sirius sisteminden Dünya’ya gelen maddi bir uzay gemisinden söz ediliyormuş gibi, kimi zaman da manevi anlamlar içeren bir sembol olarak kullanılmaktadır. 

Kuşaktan kuşağa aktarılagelmiş Dogon tradisyonuna göre, bu gemi, insan soyunun birer imalat olan atalarını içermektedir. Fakat atalar gemiye insan formunda değil tohum halinde koyulmuşlardır; geminin Dünya’ya iniş yolculuğu boyunca, embriyonun, insan cenininin ana rahminde geçirdiği oluşum evrelerini andıran çeşitli dönüşüm evreleri geçirirler ve gemi yeryüzüne konduğunda gemiden insan biçimine gelmiş olarak çıkarlar. Altmış bölmeli bu gemi yalnızca ataları değil, yirmiiki kategoride sınıflanan “yaratılış unsurları”nı ve “kelâm”ı da içerir. Gemideki bölmelerde tüm varlık türleri ve “oluş usulleri” vardır; fakat bunların yalnızca bir kısmı yeryüzüne indirilmiştir, dolayısıyla insanlar yalnızca bir kısmını bilmektedir.
Dogon İnanışları 

Dogon tradisyonunda Nommo’nun gemisiyle ilgili olarak belirtilen inanışlar şöyle özetlenebilir: 

*  Tanrı Amma dört erkek insanı dört unsurdan oluşturdu. 
* Amma bu dört erkek insanın dişi ikizlerini de yaptı. En yüksek gök katında imal edilen, yeryüzüne nakledilecek olan atalar dört çift idi. Bu dört çift insanlığın “Oğullar” denilen sekiz atası oldular. Onlar O-nommo’nun oğulları olarak kabul edilirler. O-nommo’nun plasentasının temsilcisi Sirius-A yıldızıdır. 
* Bu “Oğullar” gemiye tohum halinde koyuldular. 
* İniş hareketine geçmeden önce gemiye Sirius-B yıldızından po tohumu yüklendi. Amma’nın po’ya yerleştirdiği ve po’nun gemiye boşalttığı yaratılış unsurlarının oluşturduğu bütün 22 kategoriden oluşur. 
* Amma, zamanı geldiğinde, tüm yaratmış olduklarıyla dolu gemiyi rahminden çıkarttı ve yeryüzüne indirtti. 
* Gemi yeryüzüne sekiz dönemde (aşamada) indi. 
* İniş hareketi sırasında “parlayan Sirius-A yol gösterdi”. Yıldızların ilki, başlangıcı, en yüksek ‘Gök katı’nın merkezini kaplayan, “yıldızların direği” olan Sirius-B yıldızıdır; Amma’nın rahminden çıkan yıldızların sonuncusu ise, “alemin göbeği” ve “O-nommo’nun göbek kordonunu temsil eden” Sirius-A yıldızıdır. 
* Geminin iniş yolculuğu sırasında insanlar Sirius-A’nın parladığına tanık oldular. 
* Gemi, inişi sırasında bir ufuktan ötekine kadar tüm göğü kaplayan bir yay oluşturmuştu. 
* Gemi yere konduğunda ise insanlar ilk kez Güneş’in doğuşuna tanık oldular. 
* “Güneş doğduktan sonra Sirius yol gösterdi.” Güneş sistemimiz Sirius sistemi ile evlendi. 
* Oğullar en yüksek gök katından O-nommo ile çıktılar, iniş yolculuğunda anagonno-bile oldular, yeryüzüne konarken anagonno-sala oldular, yürümek için gemiden ayrıldıklarında ise “kişiler” haline geldiler. Gemi yere konduğunda dünyasal kirli toprak ile Nommo’nun saf toprağı karşılaşmış bulunuyordu. 
* Geminin asılı olduğu zincirin ucu Amma’nın elinde bulunuyordu. Bu zincir, Amma’nın “Oğullar” ve soylarından gelenler arasına yerleştirdiği çözülmez bir bağdır. 
* O-nommo aldığı kelâmı bağırarak bildirmesinden sonra, kelâmı insanlara aktarmakla da görevliydi. 
* Geminin 60 bölmeli içeriğinden şimdiye dek insanlara ancak 22 kategorisi açıklanmış, verilmiştir. Kelâmın insanlığa gelecekte aktarılacak kısmı Dünya’yı değişikliğe uğratacaktır. Nommo “kelâm” günü yine ortaya çıkacaktır. Bir zaman gelecek, Sirius-B yıldızı vaktiyle po tohumunun parıldamış olduğu gibi parıldayacak ve belirli bir dönem boyunca görünür olacaktır. 



2 Haziran 2016 Perşembe

YılmazÖzdil "Soykırım yalanıyla mücadele etmenin tek yolu var"

Türkiye'nin en güvenilir yazarlarından Yılmaz Özdil' in bugün kaleme aldığı köşe yazısında Ermeni Soykırımıyla alakalı işaret ettiği kitapların okunmasıyla ilgili köşe yazısını buradan paylaşıyorum. Bugüne kadar Ermeni soykırımını kabul eden ülkelerin ortaya sunmuş olduğu resmi bir belge olmamasına rağmen bu soykırımı kabul etmelerine karşın, bende soykırımın olmadığına dair, belgelerle ispatlanmış kitapların okunması ve incelenmesi adına bu kitapları işaret eden yazıyı sizlere sunuyorum. Bende bu kitapları henüz okumadım ama geçmiş zamanlarda farklı bloglarda yer alan ve bazıları yayınlanmış belgeleri görmüş biri olarak Ermeni Soykırımına inanmamaktayım.
Doğru bilgiye ulaşmak için bu kitapları okumamız ve bu uğurda yazılmış tüm kaynakları incelememiz gerektiğini düşünmekteyim. Umarım faydalı olabilmişimdir.
ilgili yazı;

Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası… Ermeni örgütlenmelerini, bölge bölge Ermeni isyanlarını, Ermeni çetelerinin katliamlarını, nüfus hareketlerini, orijinal Ermeni belgeleriyle ortaya koyuyor. Tehcir sırasında yaşanan olayları, tüm resmi yazışmaları, verilen tüm emirleri, orijinal belgeleriyle “birinci ağızdan” anlatıyor.
*
Uluç Gürkan, Ermeni Katliamı Suçlaması Yargılama ve Karar… Malta yargılamasını orijinal İngiliz belgeleriyle gün ışığına çıkarıyor. Ermeni diasporasının sözde soykırım iddialarına, İngiliz ve Amerikan belgelerinin kıyaslamalı analizleriyle cevap veriyor.
*
Profesör Hikmet Özdemir, Salgın Hastalıklardan Ölümler… Varlığıyla onur duyduğumuz Profesör Hikmet Özdemir'in Ermeni meselesine dair tüm kitaplarını okumalısınız. Ancak, Salgın Hastalıklardan Ölümler'i özellikle önemsiyorum. Çünkü, birinci dünya savaşında Anadolu halkının salgınlara karşı çaresizliğini anlattığı bu kitap, o dönemin, tehcir atmosferinin görünmeyen yüzünü ortaya koyan yegane bilimsel eser.
*
İsmet Görgülü, Atatürk'ten Ermeni Konusu… Atatürk, Ermeni sorununa nasıl yaklaştı? Sözde soykırım iddialarına karşı hangi mücadele metodlarını geliştirdi? Neler dedi? Kurtuluş savaşında Ermeni yayılmacılığına karşı nasıl mücadele edildi? Belgelerle.
*
Bolhovitinov, 11 Aralık 1915 Tarihli Resmi Ermeni Raporu… Rus Kafkas Ordusu Kurmay Başkanı Tuğgeneral Bolhovitinov'un Çarlık makamlarına gönderdiği 65 sayfalık resmi rapor… Rusya Genelkurmay Arşivi'den çıkarılıp, Mehmet Perinçek tarafından Türkçe'ye çevrilen bu rapor, Rus ordusuna destek veren Ermeni çetelerinin tehcir öncesindeki katliamlarını “tanık” olarak anlatıyor.
*
Profesör Salahi Sonyel, Osmanlı Ermenileri… Ermeni isyanlarının nasıl başlatıldığını, Ermenilerin nasıl alet edildiğini, İngiliz belgeleriyle, resmi diplomatik yazışmalarla ortaya koyuyor.
*
İlker Başbuğ, Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler… Osmanlı neden tehcir yapmak zorunda kaldı? Soykırım propagandası için yazılan “Mavi Kitap”ı yerlebir eden belgeler neler? Yabancı ülkelerin aldığı sözde soykırım kararlarının anlamı var mıdır? Ermenistan'a karşı Türkiye ne yapmalıdır? Tek tek cevaplanıyor.
*
Profesör Türkkaya Ataöv, Ermeni Belge Düzmeciliği… Ermeni lobilerinin kendi tezlerini güçlendirmek için başvurduğu belge sahtekarlıklarını ve tahrifatları, gerçek belgeleriyle çürütüyor.
*
Ovanes Kaçaznuni, Taşnak Partisi'nin Yapacağı Bir Şey Yok… Ermenistan'ın ilk başbakanı ve Taşnak partisinin kurucu liderlerinden olan Kaçaznuni'nin 1923'te Taşnak Partisi'nin konferansına gönderdiği raporun tam metni… Rusya tarafından kışkırtılan Ermenilerin hata yaptığını, silaha sarılıp Türkleri katlettiğini, bu yüzden tehcir edildiklerini birinci ağızdan anlatıyor.
*
Mehmet Perinçek, Rus Devlet Arşivlerinden 150 Belgede Ermeni Meselesi… Rusya'nın İngiltere'nin Fransa'nın Ermeni meselesindeki rolü neydi? Rus askeri mahkemeleri, hangi Ermenileri neden yargıladı? Çarlık generalleri Ermeni çeteleri hakkında neler dedi? Ermenileri kim, nasıl silahlandırdı? Adı üstünde… Rus Devlet Arşivleri'ndeki orijinal belgelerin birebir Türkçe tercümeleri.
*
Profesör Aysel Ekşi, Belgeler ve Tanıklarla Türk-Ermeni İlişkilerinde Tarihi Gerçekler… Onur Öymen, Şükrü Elekdağ, Gündüz Aktan, Bilal Şimşir, Profesör İlber Ortaylı, Profesör Hikmet Özdemir, Profesör Türkkaya Ataöv, Profesör Ümit Özdağ, Profesör Norman Stone, Profesör Erich Feigl'in makaleleri yeralıyor. İngiliz ve Fransız arşivlerinden orijinal belgelerin Türkçesi aktarılıyor.
*
Profesör Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri… Hangi Ermeniler mecburi iskan dışında tutuldu? Kafileler hangi güzergahları kullandı? Toplanma merkezleri, tren istasyonları… Nerelerden, kaç kişi, nerelere gitti? Osmanlı arşivlerindeki orijinal belgeler.
*
Profesör Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün… Neredeyse kızılderilileri bile soykırdığı iddia edilen biz Türklerin, emperyal güçler tarafından kitlesel olarak nerelerde katledildiğini, nasıl sürüldüğünü anlatıyor.
*
Profesör Taha Niyazi Karaca, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey Olayı… Amerikan ve Fransız misyonerlerin kışkırtmalarını, Ermeni çetecileri ve İngilizlerin iftira propagandasını anlatıyor.
*

Samiha Ayverdi, Türkiye'nin Ermeni Meselesi… Ermenilerin nasıl maşa olarak kullanıldığını, etnik-dini kökenlerin nasıl kaşındığını, kimin mazlum, kimin asıl suçlu olduğunu ortaya koyuyor.
*

Profesör Ümit Özdağ/Özcan Yeniçeri, Ermeni Psikolojik Savaşı… İstiklal savaşında İstanbul'dan Anadolu'ya adam kaçıran Pandikyan efendi'ye, Kuvayi milliye'ye silah alınmasına yardım eden Keresteciyan efendi'ye, Türk istihbaratının vefakar parçası Benliyan efendi'ye ve Asala terörünü protesto etmek için Taksim meydanında kendini yakan Türk Ermenisi Artin Penik'e ithaf edilen bu kitap… Türk ve dünya kamuoyunu etkilemek için yürütülen psikolojik savaşı deşifre ediyor, psikolojik savaşın tekniklerini ortaya koyuyor.
*
Değerli gençler…
*
100 senelik iftiraya, soykırım iddiasına karşılık verebilmenin, başaçıkabilmenin, mücadele edebilmenin tek yolu, bilgi sahibi olmaktır. Bu kitapları okuyun. Kendinizi donanımlı hale getirin.
*
Hepsini buraya sığdırabilmem mümkün değil, bazı örnekler verdim. Lütfen, bu kitapları yayınlayan yayınevlerine başvurun, Ermeni meselesine dair başka hangi kitapları okumanız gerektiğini sorun.
*
Doğru adreslere başvurmanız çok önemli.
*
Çünkü… Tehlike ve tehdit, zannettiğinizden büyüktür. Bugün piyasada bulunan Ermeni meselesine dair kitapların neredeyse yarısına yakını, diaspora gözlüğüyle, satılık kalemler tarafından yazılmıştır. Bu konuyla alakalı yeterli bilgisi olmayan insanları kandırmaya, etkilemeye, yalana inandırmaya yöneliktir.
*
Yukarıda örneklerini verdiğim kitaplara dikkat ederseniz… Aralarında bir tane bile “badem” yoktur. Çünkü… Devrimci, ülkücü, sağcı, solcu ayrımı yapmadan, tüm yurtseverler, tüm Atatürkçüler bu yalana karşı mücadele veriyor ama, bademler kılını bile kıpırdatmıyor.
*
Kendisine “Osmanlı” süsü veren bademlerden, Ermeni meselesiyle alakalı kitabı olan, bu meseleye kafa yoran tek kişi bile bulamazsınız.
*
Badem iktidarının soykırıma karşı mücadele etmesini beklemek, Papa'nın müslüman olmasını beklemeye benzer. Saray'ın müştemilatı haline gelen devletten de fayda yoktur.
*
Değerli gençler…
*
Bizim jenerasyonun angutluğu yüzünden, kabak maalesef sizin başınıza patladı. Görev size düşüyor. İşlemediğiniz suçun utancını yaşamayın.
*
İnsan bilmediği şeyden korkar.
Okuyun.
Cesur olun.

Yılmaz Özdil