29 Mart 2015 Pazar

Samuray

Samuray kelimesi Japonca bir fiil olan "saburau"dan türemekte olup hizmet etmek
ya da hazır bulunmak anlamına gelmektedir.
16. yüzyılın sonu ve 17. yüzyılda saburau kelimesinin yerini samuray kelimesi aldı.  

Samuraylar, askeri sınıfın birer üyesiydi. “Daimyo” olarak bilinen Japonya’nın feodal lordlarına bağlı savaşçılardı. Bu savaşçılar “Bushido” veya Savaşçının Yolu denilen eşsiz bir etik kodu ile yaşadılar. Bu felsefelerine göre ustalarına sadık kalmak, sert bir öz disiplini korumak ve etik davranmak bu felsefenin en önemli noktalarıdır.  Ok, mızrak, tüfek gibi çeşitli silahlar kullanırlardı. Ama onların en ünlü silahı sembolleri olan kılıçtı.

Japonların iyi bilinen etik uygulamalarından biri de, yenilgiden sonra kendi kılıçları ile mide yada karınlarını keserek intihar etmeleridir. Samuraylar Bushido felsefesiyle ölüm korkularını yenmişlerdir. Buna “Seppuku” denir. Ancak bizim bildiğimiz terim ‘Hara-Kiri’ terimi, aslında çok kaba bir terimdir. Samurayların yükselişe geçişi Japon tarihinde “Heian dönemi” olarak bilinmektedir ve 794 -1185.yılları arasındadır.

Bushido, savaşçının yolu demektir. Samuraylar, Bushido'nun etik kuralları doğrultusunda hayatlarını yaşamaya inanırlardı. Bushido, üstada saygı, öz disiplin ve saygı, ahlaklı davranış gibi konuların üzerinde durur. Bushido'yu, sadakat, kendini feda etme, adalet, utanç, saflık, mütevazılık, savaşçı ruh ve de onuru öne çıkaran bir yaşam felsefesi olarak da görmek mümkündür.
Bushido, samuraylar için bir yaşam biçimi gibidir. Bir samuray imparatoruna, efendisine bağlılık duyar. Güvenilir ve dürüst kişilikleri vardır. Tüm samuraylar maddiyata önem vermeden tutumlu bir yaşam sürerlerdi. Bunların yanında önem verdikleri şey onur ve gururdu. Onlar gerçek kahramanlıkların adamıydı. Samurayların ölüm korkusu yoktu. Hiç çekinmeden savaşa girebilirlerdi ve savaşta ölmek ise ailesine ve efendisine onur verirdi.

Bushido’nun 7 Erdemi

Jin 仁 : Hayırseverlik ve şefkat
Gi 義 : Doğruluk ve adillik
Rei 禮 : Saygı
Yuu 勇 : Cesaret
Makoto 誠 : Dürüstlük ve içtenlik
Meiyou 名窯 : Onur
Chuugi 忠義 : Sadakat ve görev bilinci

Samurayların Savaş Stilleri;

Samuraylar kenjutsu (kılıç kullanma sanatı) ve iaijutsunun (kılıç çekme sanatı)  yanı sıra  jujutsu ve kyudoda uzmanlardı. Kenjutsuda 3 tür kılıç kullanılırdı; bu kılıçların boyları en uzundan en kısasına doğru şu adlarla adlandırılır: katana, vakizaşi, tanto. Tanto neredeyse bir bıçak boyutundadır. Samuraylar katana ile vakizaşiyi beraber taşırlardı. Vakizaşi eş kılıç olarak kullanılırdı ve avantaj sağlardı mücadelede. Uyudukları zaman yastığın altına saklarlardı vakizaşilerini. Tanto ise iç savaş döneminde kullanılmıştır özellikle, kesici olarak kullanılmaktan ziyade delici olarak kullanılmıştır.

En ünlü samuraylar:

Miyamoto Musashi, Minamoto Tametomo, Tomoe Gozen, Kusunogi Masashige, Honda Tadakatsu, Date Masamune, Tokugawa Ieyasu, Takeda Shingen, Toyotomi Hideyoshi , Mori Motonari, Minamoto Yorimoto, Minamoto Yoshitsune ve Oda Nobunaga’dır.

Kadın samuraylar ise genelde naginata adlı uzun  bir sopaya takılmış ucu kıvrık bir bıçak ile savaşırdı. Naginatada ustalaşmış en ünlü samuraylar Tomoe Gozen ve Hangaku Gozen’dir. Tomoe Gozen aynı zamanda usta bir okçu ve kılıç ustası olarak da bilinir. Kadın samuraylar aynı zamanda evlendiklerinde, kaiken adlı çift tarafı keskin bir bıçak taşırdı. Bu bıçak, katana ve vakizaşinin uygun olmadığı zamanlarda kişinin kendisini koruması için bulundurulurdu, savunma amaçlıdır.

Samuraylar aynı zamanda iyi okçulardı. Kyudo okçuluk sanatıdır. Bununla beraber yakın dövüşte de ustalardı. Jujutsu, judo ve aikidonun atası sayılan Japon yakın dövüş sanatıdır.

Samuray felsefesi çok gelişmiştir ve öğretileri herkes tarafından saygınlık görür. Samuraylar strateji, planlama, savaş zanaat ve sanat gibi çeşitli konularda eğitim alırlardı. Birçok Samuray savaşçısı aynı zamanda kaligrafi ve şiir ustasıydı. Son olarak;

Samuray olmak için 12 adım;

  1. Uğruna yemin edeceğin bir Daimyo ( soylu lord ) bul. Samurayın hayatını adayacağı bir efendisi olmalı.
  2. Çalış. Savaş sanatı ve Uzak doğu dövüş sanatlarında sınır tanımadan bütün teknikleri öğren. Kendini şiir ve kültürünü öğrenmeye, mükemmelleştirmeye ada. Gücün nerede ve hangi kuvvetlerde kullanılması gerektiğini öğren.
  3.  Bushido' nun 7 erdemini öğren. Bu erdemleri şekillendirmek için bütün çabanı ortaya koy.
  4. Feodal Lorduna yeminini resmi bir seramoni ile yap. Lordun bunun sonunda sana Daisho kılıcını verecek ve onu onurla yanında taşıyıp koruman gerek. 
  5. Lorduna her zaman itaat et. Doğrulukta ona yardım et. Görevin onurun olsun. onu körü körüne takip etme. Her düşüncesini sorgulayabilir ve tartışabilirsin.
  6. Kendini korumaktan aciz olanları koru.
  7. Başkalarına saygılı ve kibar davran. Güç kullanman gerektiğinde uygula.
  8. Sade bir yaşam sür, aşırı hazzı kontrol altına al. Kazanacağın kişiler ödüller para ile ölçülemez. 
  9. Kişisel davranışlarını kontrol altına al, tepkilerinin sana yön vermesini değil senin onu yönlendirmeni sağla.
  10. Başkalarının kılıcına dokunmalarına izin verme. O senin statünü gösterir.
  11. Kararlarını uygulamadan önce düşün. Bir karar aldığında sorgulama ve sonuna kadar uygula.
  12. Kendini ölüm için hazırla. Bu ister bir savaş alanı olsun ister efendin tarafından sana verilen bir ölüm cezası olsun. hergün bu konu hakkında meditasyonda bulun ve o gün geldiğinde bunu kabullenmekte zorluk çekme.

28 Mart 2015 Cumartesi

Elementlerin "İnsani" Özellikleri

Ateş, hava, su ve toprak. Antik Çağlarda evrenin varoluşunun temel taşı olarak düşünülmüş dört unsur. Okultizmin bel kemiklerinden biri. Astrolojiden tarota her yerde izleri mevcut.
Nitekim burçların sınıflandırılışı ve karakteristiklerinin oluşumunda da elementlerin "insani" özellikleri baz alınmıştır. Peki nedir bu özellikler?

SU:
Her daim duyguların ve bilinçaltının sembolü olmuştur. Ay ve med cezirle de yakından ilişkilidir. Su elementi esasen insanlardan hatta kendimizden sakladıklarımızı ve sezgileri temsil eder.

Su grubuna mensup burçlar: Yengeç, Akrep ve Balık'tır. Yani Zodyak'ın en duygusal burçları. Karakteristikleri değişse de bu üç burcun temel özelliklerinde aşırı duygusallık, sezgisellik, hayal gücü ve bastırılmış duygular mevcuttur. Su elementi çok yönlü ve derin düşüncenin sembolüdür. Ayrıca da sessizliktir, sözel olması gerekmez; kişinin yaşadığı olaylara karşı gerçek tepkilerini içsel olarak yaşaması da suyun bir özelliğidir. Negatif uçlarda realite kaybı, kıskançlık ve duygusal krizlere dönüşür.
Su ile ilişkili gezegenler ise Ay, Neptün ve Pluton'dur. Ay'ı zaten başta söylemiştik, Neptün (Poseidon) zaten denizlerin tanrısının adıdır ve astrolojik anlamda da gene hayalleri, bilinçaltını ve arzuları da temsil eder. Pluton ise ölümün ve yeniden doğumun sembolü olup sezgiselliği de içerir.

Tarotta ise su elementi Minor Arkana'nın Kupa destesi ile ilişkilidir ve genelde bu kartlar duygusal modların tasvirlerinden oluşur. Nitekim Minor Arkana'dan türetilmiş olan iskambil kartlarında da malumunuz kupanın sembolü kalptir.

Kupa, Kutsal Kase metaforuna da göz atacak olursak Su elementi dişilik ile de ilgilidir. Dişi enerji (Yin) ile bağdaştırılması, Ay'ın antik çağlardan beri en güçlü kadınsı sembollerden biri olması (rahim) da tesadüf değildir. Temsil ettiği mevsim ise Sonbahar'dır.

HAVA:
Değişken, hızlı ve sonsuz devinimli. Hava elementi bilgi ve iletişim ile özdeşleştirilmiştir. Hava rasyonelliği de temsil eder ancak Toprak'taki gibi sabit değildir. Bilakis çok değişken ve hatta kalıcı olmaya uzak bir yapıdadır. Su grubunun derinlere inme arzusu, aşırı duygusallığı ve sezgiselliği Hava elementinin tam anlamıyla zıttıdır. Nitekim bu iki gruba ait burçlar da kolay kolay anlaşamazlar.

Hava elementi ile ilişkili burçlar: İkizler, Terazi ve Kova'dır. Terazi, İkizler ve Kova ikilisinden biraz ayrışsa da üç burcun temel özelliklerinde iletişim becerisi, hızlı devinim ve bilgiye ulaşma, sentezlemeye meyli görürüz.  Negatif açıdan duyarsızlık, yüzeysellik ve bencillik gibi kavramlarla özdeşleşir.
Merkür, Venüs ve Uranüs Hava elementiyle ilişkili gezegenlerdir. Terazinin farklılığı da burada çıkar: Merkür hız ve pratiklik (İkizler), Uranüs (Kova) değişimin gezegeniyken Venüs hem Terazi hem de Boğa burcunun yönetici gezegenidir. Yani estetiğe düşkünlük, yerleşik düzen, duygular ve ihtirası temsil eder. Bu yüzden Terazi'nin karakteristiği tam anlamıyla Hava değil, Hava-Toprak karışımı bir yapıdadır.

Minor Arkana'da Hava'nın sembolü Kılıçtır ve genelde destenin en "sert" kartları da kılıçlara aittir. Öğretici eylemler ve kalıcı -kimi zaman yıkıcı- değişimleri tasvir ederler. Ve bu süreçlerde kimi zaman mücadele kimi zaman da sabır gereklidir. Kılıcın iskambil sembolü ise Maça'dır.

Hava İlkbahar mevsimi temsil eder ve maskülen enerji formlarından biridir.    

TOPRAK:
İşte dört elementin  en sabiti. Toprak dingin ve durağan enerjinin sembolüdür. Değişime kapalılığı ve koşullar mükemmelleştiği anda bu koşulları korumayı temsil eder. Risk almamak ve dengeyi korumanın anahtarı olarak gösterilir. Toprak rasyonelliğin de sembolüdür, pek tabii bir de sabit fikirliliğin.

Boğa, Başak ve Oğlak Toprak grubunun burçlarıdır. Üç burcun temel karakteristiği de dengeli yapılarıdır. Ani değişimler ve sürprizler bu burçların doğasına ait değildir, bilakis onlar için son derece olumsuz kavramlardır. Bu açıdan Hava grubu ile ters düşerler. Ayrıca yerleşik düzen ve ev hayatı da onlar için çok önemlidir. Son olarak maddi düzen ve iş hayatı da toprak elementi ile ilişkilidir. Negatif fazlarda cimrilik, eylemsizlik ve aşırı gösteriş düşkünlüğünü simgeler.

Merkür, Venüs (ikisi de aynı zamanda hava grubu üyesi) ve Satürn Toprak elementiyle ilişkilidir. Merkür ve Venüs bu sefer stabil yüzleriyle karşımıza çıkarlar. Sürekli değişen ruh halleri yerine içsel şüpheler ancak sabit bir duruş vardır. Satürn ise zodyakın "sert eğitmeni" olup mantıksal kararlarla da alakalıdır.

Toprak elementi Minor Arkana'da Tılsım (Para) ile sembolize edilir. Genelde bu kartlarda maddi dünya ve rasyonel kararla ilgili kavramlar tasvir edilir. İskambil sembolü Sinek'tir.

Gaia, Toprak Ana her daim mitolojinin en önemli figürlerinden biri olmuştur. Toprak elementi de feminen enerji ile ilişkilendirilir. Temsil ettiği mevsim ise Kıştır.

ATEŞ:
Ve son olarak en "haşin" element ile karşı karşıyayız. Ateş dürtülerin ve eylemselliğin sembolüdür. Yakıcıdır, anidir ve değişimdir. Yanarak yok olup küllerinden doğan Anka Ateş elementinin metaforlarından biridir. Hava elementine kıyasla Ateş'in sembolize ettiği değişim daha köklü ve daha zorlayıcıdır.

Koç, Aslan ve Yay Ateş grubuna ait burçlardır. Üç burçla da liderlik, tutku ve cesaret kavramları alakalıdır. Ayrıca özellikle de Yay burcu ile özgürlük yakından bağlantılıdır. Bu burçlar kişisel baskılara tahammülde en zorlanan gruptur. Ayrıca Ateş elementi  "Ego"nun da temsil edilişidir. Bu sebepten ötürü bu burçların olumsuz özelliklerinde aşırı hırs, kendini dev aynasında görme, çocuksuluk ve öfke bulunur.

Elementle bağlantılı gezegenler Güneş, Jüpiter ve Mars'tır. Güneş ve Jüpiter başarıyı, gücü ve zaferleri temsil ederken; Mars eylemselliktir. Ani tepkiler, kaos ve yıkım. Ayrıca çocuksuluk. Üç gezegen de yüksek enerji ile ilişkilidir ve dikkat çekicidir. Liderlik kavramı Ateş grubuyla birleşir.

Ateşin en önemli anlamlarından biri "arınmak"tır. Eğer bu açıdan elementi anlatmak istersek ayrı bir yazıya başlamam gerekir. "Ateşten geçmek" gerek tasavvuf gerek ezoterizmde en önemli sembollerden biridir ve kişilerin yıkımla dönüşümünü, tekamülünü simgeler.

Tarotta Değnek ile temsil edilir ve bu kartlar da eylemlerle ilişkilidir. Fevrilikle ilgili uyarılar bolca mevcuttur. Pek tabii elementin temsil ettiği mevsim Yazdır.

Piroklastik Akıntı


  Volkanizma sonucu yüzeye çıkan sıvı madde lavların yanında, çeşitli gazlar ve toz , kül ve taş parçaları (Lapilli) gibi katı maddeler de bulunur. Bunlara Piroklastik Akıntı  adı verilmiştir. 800 santigrad dereceye varan sıcaklık ve saatte 500 km’ye varan süratle korkunç kara bulutlar halinde dağın yamaçlarına inerek canlı, cansız her şeyi kaplayarak yok eder.

Yanardağların püskürmesi sırasında meydana gelen bu zehirli gaz, ciğerlere emilimiyle birlikte çok ciddi tahribata hatta ölümlere neden olur. Doğadaki en ölümcül yıkıcı güçlerden biridir.

Piroklastik akıntılar iki ana bölümden oluşur. Bunlar:
  • Gravite etkisinin artışı
  • Şiddetli türbülans akıntılarıdır. 
Gravite etkisinin artışı; piroklastik akıntıların bir bakıma kar heyelanlarına benzer bir şekilde hareket etmesine sebep olur. Bunlar, lav parçalarından ve hareketli kütlede sıkışan havanın  ısınıp genleşmesiyle açığa çıkan gazlar tarafından harekete geçerler. Bu gazlar, tabandaki kayaçlar ile akan malzeme arasındaki sürtünmeyi azaltır.

Şiddetli türbülans akıntıları ise; ortamdaki kül ve pumis parçaları ile sürtünmenin en aza indirgenmesine katkıda bulunan önemli mekanizmalardan birisidir.

Milattan sonra 79 yılında İtalya’nın güneyinde Napoli Şehri yakınlarında bulunan POMPEİ ve HERKÜLANYUM şehirleri, Vezüv Yanardağı’nın faaliyete geçmesiyle yeryüzünden silindi. O tarihlerde çok önemi bulunan Pompei şehri 7 metre toz, kül, küçük ve büyük kaya parçaları ile tamamen örtüldü. Binlerce insan beklemedikleri anda piroklastik akıntı bulutlarının altında kalarak öldüler. Bugün Pompei Müzesinde gün ışığına çıkarılmış şehri ve taşlaşmış canlıların kalıntılarını izlemek mümkün. Herkülanyum ise kızgın lav ve şiddetli yağışla gelen çamurla kaplanmıştı.
Günümüzde Avrupa kıtasında en aktif üç volkan bulunuyor. Hepsi İtalya’da olan bu yanardağlar; Sicilya’nın kuzeyinde aynı isimdeki adanın üzerinde Stromboli Volkanı, Sicilyada’ki Etna ve Güney İtalya’daki Vezüv yanardağlarıdır. Bir diğer aktif yanardağ İzlanda’daki Eyyafyallayöküll volkanıdır.


27 Mart 2015 Cuma

Ölümsüzlüğün Peşine Düşen İmparator " Çin Şi Huang "


(MÖ 247 - MÖ 210), İlk Çin imparatoru ve Çin Hanedanlığı' nın kurucusudur.


Çin'in temellerini atan, Çin Seddi' ni tamamlayan ve 7 hanedanı dize getirerek, Çin tarihinin 2000 yıllık köle temelli toplum yapısından sonra M.Ö 221 yılında Çin'i birleştirerek tarihinde ilk olarak merkeziyetçi ve otoriter feodal bir yönetim kurdu.
Hanedan savaşlarına son veren Çin Şi Huang, Birleşik Çin' i yaratmak üzere zalim ve acımasız bedeller ödeten biri oldu. Ölüm konusunda takıntısı vardı ve yaşam iksirini bulmaları için 8000 kişiyi görevlendirmişti. Öteki dünyayı yönetmek arzusunu hiç kaybetmedi ve kendisine yer altında bir mezar hazırlatan imparator dünyanın en büyük mezarını da inşa ettirmiş oldu.
Mezar,Toprak Askerler ( Terakota Ordusu ) denilen kilden yapılmış asker heykelleri ile korunuyordu. MÖ 246 yılında başlanan mezarının inşası 30 küsür yıl sürmüş, inşaatta 700 bin kişi çalıştırılmıştır. Boyları 1.83-1.95 santimetre arasında değişen bu heykel askerlerin her birinin yüz ifadesi farklıdır. Kazı alanında çoğu hala toprak altında 8000 asker, 520 atıyla birlikte 130 savaş arabası, 150 süvari atı bulunduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca,Terakota askerlerle birlikte bulunan silahlar bozulmamaları için kromla kaplanmış ve bu sayede 2 bin yıl geçmesine rağmen keskinliklerini kaybetmemişti.

İmparator M.Ö 213 yılında kendi hanedanlığı olan "Çin Tarihi" dışında tüm kitapları ve en önemlisi ise Konfüçyüs' un tüm eserlerini yaktırdı. Kitapları saklayan keşişileri astırdı, işkence yaptı.
Siyasal alanda  "Fenferg Sistemi" yani imparator öldükten sonra veraset yoluyla ülke topraklarının çocuklarına parçalanması' nın yerine "Jun Xian Sistemi" yani toprakları kısımlara ayırarak yönetme biçimini getirdi.Bu sistemle birlikte ülke toprakları 36 şehire onlarda ilçelere ayrıldı ve burda yönetime gelen kişileri bizzat imparator görevlendirir ve görevden alırdı. Bunula birlikte geleneksel babadan oğula devretme sistemi kalkmış oldu. Çin Hanedanı tarafından başlatılan bu merkeziyetçi yönetim biçimi ondan sonra 2000 yıl süren feodal rejimde varlığını devam ettirmiş ve ülke yönetiminde kökleşmiştir. Hatta günümüz Çin'indeki çoğu şehrin ismi 2000 yıl kadar önce Çin Hanedan'ı tarafından verilmiştir. İmparatorun mezarı ve toprak askerleri 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasları Listesi’ne alınmıştır.


 

22 Mart 2015 Pazar

Komodo Ejderi



  • Dünyanın en büyük kertenkelesidir.
  • Endonezya' da; Komodo, Rinjita, ve Flores adalarında yaşarlar.
  • genellikle otlak alanlarda yaşamayı tercih ederler.
  • Ortalama 3 mt boyunda 140 kg ağırlığında olmalarına rağmen çok iyi bir yüzücü ve tırmanıcıdır.
  • Leşlerle beslenirler, Fakat yılanlarınkine benzer uzun çatallı dilleri sayesinde avlarını koklayarak bulurlar.
  • Geyik, yaban domuzu ve Mandayı öldürecek kadar kuvvetli hayvanlardır. 
  • Komodo ejderi ısırdığında salyasında çoğu tehlikeli 50'den fazla çeşit bakteri bulunur. Bunlardan 7 tanesi kan zehirlenmesine yol açar. 1-2 saat içerisinde ısırdığı hayvan ölür.
  • Komodo ejderinin Bu zehri kurbanlarını şoka sokar, kanın pıhtılaşmasını engeller, kan akışının hızlanmasına, böylelikle kan basıncının düşmesine ve bilincinin kapanmasına neden olur. 
  • Ayrıca Komodo Ejderi avını ısırdıktan sonra hemen yemeyebilir, avı zaten girdiği şok sonucu öleceğinden daha sonra geri dönüp beslenebilir.
  • Fazla yediklerini kuyruklarında depolar ve 1 ay kadar yemek yemeden yaşayabilirler.
  • Genellikle 50 yıl yaşarlar.
  • Komodo ejderi insan leşlerini de yediği için Endonezya' da ölüler beton mezarlara gömülmektedir.

Koala



  •  Avustralya’ya özgü otçul ve ağaçta yaşayan bir keseli memeli hayvan türüdür. 
  • Bol tüylü geniş kulaklar, iri siyah bir burun ve kuyruksuzluk özellikleri arasındadır. Boyu en fazla 90. ağırlığı ise 15 kilodur. 
  • Keseli bir hayvan olan koala bir seferde tek yavru doğurabilir.
  • Çıplak ve kör olarak doğuyorlar.
  •  En yakın akrabaları vombatlardır.
  •  Koalalar genel olarak Avustralya’nın batı kıyıları boyunca, ormanlarda okaliptüs ağaçlarından oluşan alanlarda yaşar ve gıdalarının büyük bölümünü bu cins ağaçların yaprakları oluşturur.
  • Bu yaprakların besin değeri ve kalori içeriği sınırlı olduğu için koalalar genellikle hareketsiz bir yaşam sürer ve günde 20 saat kadar uyurlar.
  • Erkekler göğüslerinde yer alan koku bezlerinden salgıladıkları kokular ile bölgelerini belirlerler.
  • Erkek koalanın penisi çatallıdır ve dişi koalalarda buna karşılık iki vajina ile iki ayrı rahim bulunur.
  • Hayvanın çok tipik bir görünüşü olması nedeniyle koala dünya çapında Avustralya’nın ulusal sembollerinden biri olarak kabul edilmektedir. 
  • Koalalar çok nadir de olsa su içerler. Koalaların ana besin maddesini oluşturan okaliptüs yaprakları kolaların temel düzeydeki su ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli miktarda su temin etmektedir. Genelde yapraklarda yeterli nemin bulunmadığı kuraklık dönemlerinde ve hastalandıklarında su içmektedirler.
  • Okaliptüs yaprakları yüksek miktarda lif ve çok az da protein içerir. Bu yapraklarda güçlü kokulu yağlar, fenolik bileşimler ve birçok memeli için yenilemez hatta zehirli olan siyanür niteliğinde maddeler de bulunur. Başka hayvanlar için zararlı olan bu maddeler koalanın vücudunda zehir etkisini kaybeder. Çünkü koala, çok özel bir anatomisi ve fizyolojisi olan bir sindirim sistemine sahiptir. Bu özelliği ile "Minyatür Bir Biyokimyasal Fabrika" benzetmesi yapılabilir.
  •  Koalalar uykucu olmalarıyla da bilinir. Günde 18-20 saat uyurlar.
  •  Yalnızca 4 dakika kadar aktif hareket ederler.
  •  Genellikle geceleri aktiftir ve uyanık olduğu saatlerde çoğunlukla beslenir.
  •  Koalalar doğal yaşam ortamlarında 13 ila 18 yıl arasında yaşayabilirler.

Mavi Halkalı Ahtapot



 
  • Avustralya sahillerinde ölümcül ısırıklarıyla meşhur olan canlı.
  • Dünyanın en zehirli hayvanlarından biridir.
  • Zehri için panzehir yoktur.
  • Zehirleri bir insanı 2-3 dk içerisinde öldürür.
  • Zehri aynı anda 30 insanı ve 10.000 fareyi öldürebilir.
  • Normal bir ahtapottan çok daha küçük olup, bir golf topu büyüklüğündedir.
  • Yaşam alanları Japonya' dan Avustralya sahillerine kadar uzanmaktadır.
  • 24-25 derece sıcaklıkta yaşarlar.
  • Yengeç ve minik balıklar avlayarak yaşarlar
  • Okyanusun derin sularında yaşarlar. Pasifik Okyanusu ve Hint Okyanus'unda bolca rastlanır.
  • Tehdit algıladıkları zaman kamuflajlı olan derisi mavi halkalı olur.
  • Zehri Nörotoksin içeren ve sinir sistemine etki eden bir kimyasaldır.
  • Isırığı acı vermez.
  • Avını ısırdığı anda zehir sinir hücreleri arasındaki sinyali keser ve saniyeler içerisinde avı Felç olur. Avı felç ve canlı haldeyken onu yemeye başlar.
  • İnsanı ısırdığı taktirde onu yaşayan bir ölüye çevirir. İstemli kasları Felç eder. Kalp etkilenmez.
  • ısırılan kişi Zombiye dönüşür adeta. Canlanmadan öylece yatar. Solunum kesilir ve 90 dk. içerisinde öldürür.

Timsah


  • Timsah, Reptilia (sürüngenler) sınıfının Crocodilia takımını oluşturan omurgalıların ortak adı.
  • Hem kara, hem de su yaşamına uyum yapmış canlılardır. özellikle nehir, bataklık ve göllerde yaşarlar. 
  • Kalın olan derilerinin üzeri, sırt bölgesinde belirgin şekilde dikleşen pullar ile örtülüdür.
  • Yanlardan basık olan kuyrukları, su içerisinde harekete yardımcıdır. Bacakları vücutlarına oranla oldukça kısadır ve ağır hareket ederler
  • Çene-burun bölgesi geniş ve uzundur. Burun delikleri istemli olarak açılıp kapanabilir. 
  • Burun ve gözler dışarıda kalacak şekilde, uzun süre su içerisinde kalabilirler. 
  • Dişler keskin ve kuvvetlidir. Sadece üst çene hareketlidir. Bu nedenle, iki çene birden kavrandığında ağızlarını açamazlar.
  • Gizlilikte usta olması en üstün yeteneklerinden birisidir. Su üzerinde sadece burnu ve gözleri gözükecek şekilde pozisyon alır.
  • Su altında 1 saat kalabilirler.
  • Sudaki en küçük hareketi bile hissedebilirler.
  • Kalpleri 4 bölmelidir.
  • Diğer sürüngenlerden farklı olarak, mideleri 2 bölmelidir. Kuşlarda olduğu gibi, sindirime yardımcı olması amacıyla küçük taşlar yutulur. 
  • Güneşlenmek ve yumurta bırakmak için karaya çıkarlar. Yumurtalar, kum içerisine yapılan yuvaya gömülür.
  • Timsahlar toplu davranış biçimleri göstermez, bireysel bir yaşam sürdürürler. Her birey kendisine bir bölge seçer ve bu bölgenin sınırlarına ulaşan komşularını güçlü bağırışlarla uyarır. 
 Timsahla nasıl mücadele edilir: 

Eğer topraktaysanız, timsahın sırtına çıkmaya ve boynuna bastırmaya çalışın.
Timsahın gözlerini örtün, bu genellikle onu daha sakinleştirir.
Eğer size saldırırsa, siz de onun gözlerine ve burnuna saldırın.
Bunun için elinizdeki herhangi bir silahı ya da yumruklarınızı kullanın.
Eğer timsahın ağzı, bir organınızın üzerine kapanmışsa, burnuna vurun ya da yumruk atın.
Genellikle timsahlar burunlarına hafifçe vurulsa bile ağızlarını açarlar.
Ağızları ile yakaladıkları şey her neyse onu bırakırlar ve geri çekilirler.
Eğer timsah sizi çenelerinin arasında tutuyorsa, onun sizi sallamasını ya da döndürmesini engellemelisiniz, bu ani hareketler ciddi doku yaralanmalarına neden olur.
Küçük bir kesik ya da yaralanma bile olsa enfeksiyonu tedavi etmek için çok çabuk bir şekilde tıbbi yardım alın. Çünkü timsahların ağzında büyük miktarda patojen vardır.”

Kara Mamba




  • Çok saldırgan bir yılan türü.
  • Kendini tehdit altında hissettiği zaman çoğu yılanın aksine kaçmak yerine saldıracaktır. 
  • Kara mamba saldırı pozisyonu aldığı zaman boynunu düzleştirir, yüksek sesle tıslar ve siyah ağzı ile dişlerini gösterir.
  • Vücudunun üçte biri kadar uzaklığa saldırabilir. Bu da yaklaşık olarak 1.20 metreye denk gelmektedir. Bu sayede birçok yılanın aksine kafa ve vücuda saldırır.
  • Saatte 20 km hızla Afrika'nın en hızlı yılanı ve 2. en uzun zehirli yılanı.
  • Kara Mambalar isimlerini ağızlarının içindeki siyah renkden alırlar. 
  • Boyları 4 metreye kadar ulaşır.
  • Kara Mambanın tek bir ısırığı 100 civarı insanı öldürmeye yetecek kadar zehir içerir.
  • İnsanı ısırdığında Nörotoksik zehri harekete geçer ve panzehir verilmezse, 20 dk. içerisinde insanı öldürür.
  • Kara Mamba'nın nörotoksik zehri doğadaki en etkili zehirlerden biridir. Sinir sistemini etkiler ve kişiyi paralize eder.
  • Bilek ya da parmaktan ısırıldıysa, zehir insanı dört saatte öldürebilir, ama yüz ya da gövdeden alınan bir ısırık insanı 20 dakikada öldürebilir. 
  • Saldırısı şimşek hızında olur.
  • Diliyle avın kokusunu alır.
  • Kara Mambalar hem gündüz hem gece aktif olarak avlanan yılanlardır.
  • Kara Mamba küçük hayvanları avlarken bir kez ısırır ve geri çekilerek avının felç geçirmesini bekler. 

21 Mart 2015 Cumartesi

Çita


  •  Adını  Sanskritçede benekli anlamına gelen citrakayah kelimesinden alan Çita kendi cinsinin günümüzdeki tek türüdür.
  • Günümüzde türün çoğunluğu Güney ve Doğu Afrika'da yaşar.
  • Kökeni Afrika olarak bilinen çitanın, yakın zamanda Asya`da keşfedilen 11 milyon yıllık bir fosil ile aslında Asya kökenli olduğu ortaya konmuştur.
  • Karadaki en hızlı hayvandır.
  • 3 sn / 100 km hıza ulaşır. 
  • Vücudunda benekler ve gözlerinin altından ağzına ve çenesine inen siyah çizgiler vardır. Bu çizgiler güneş ışınlarını çeker ve böylece diğer yırtıcıların aksine günün en sıcak saatlerinde bile daha rahat bir görüş ile avlanabilirler.
  • Çok esnek omurgaları sayesinde her bir adımda 7 metre yol alırlar. Yay benzeri omurgaları hareket sırasında tüm vücudu öne doğru yönlendiren bir kuvvet sağlar. Böylece sadece 3 adımda saatte 60 km hıza ulaşabilirler.
  • En bariz farklılığı pençeleridir. Başka hiçbir kedide görülmeyen ve zemine batmayan pençelerinin sürtünmesi az olduğundan, her bir adımı için daha az enerji harcar. Zemine tutunma yeteneği oldukça düşük olan çita, çok iyi düz koşucu olmasına rağmen zikzak çizemez. Ayağının bu özelliği ile ancak kısa ve dik olmayan kaya veya ağaçlara tırmanabilir.
  • Burun delikleri ve genizlerinin geniş ve kısa olması nedeniyle, vücut sıcaklıklarının kontrol altına alınabilmesi ve nefes almaları kolaylaşır. Normal bir kovalamaca sırasında her biri 3 litre olmak üzere dakikada 150 kez nefes alıp verir.
  •  Yüksek kas aktivitesi sırasında gerekli kanı tüm vücutta dolaştıracak kalp büyüktür. Yüksek süratlerde gerekli olan oksijen ihtiyacının karşılamak için akciğerlerin yer aldığı göğüs kafesi oldukça geniştir. Yine yüksek hızlara kolay ulaşılabilmesi ve bu hızlarda işlev bozukluklarının görülmemesi için bel kısmı oldukça incedir.
  • Vücutlarında yağ oranı oldukça düşüktür. Günün yaklaşık 12 saatini uyuyarak geçiren çitalar, sıcaklık ve nemin kısmen daha düşük olduğu saatlerde avlanmaya çıkarlar. Bunun bir diğer nedeni ise gün ortasında veya gece vakitlerinde avlanan büyük kedilerden kaçınmaktır. 
  • Yüksek hızlarına rağmen kuyruklarını bir dümen gibi kullanarak keskin dönüşler yapabilirler, çitaların maksimum hıza eriştiklerinde her adım arası mesafesi yaklaşık 15 metreye ulaşabilmektedir.
  • Çitalar sahip oldukları hızlı koşma yeteneğini hafif, ince kemiklerine borçludur. Bu nedenle çitalar avını bir yerde yerken aslan, sırtlan gibi yırtıcı hayvanlar gelirse o bölgeden çekilerek avını oracıkta bırakır. Çünkü sırtlanların çeneleri çok kuvvetlidir. Çitanın ince kemikleri ise güçlü çenelere dayanamaz. Çitaların hızlı koşma sebeplerinden birisi de kuyruklarının uzun olmasıdır.
  • 15 kg kadar et yiyebilir ve yağ depolarlar.  Bu sayede günlerce yemek yemedikleri olur. Ayrıca susuzluklarını gidermek için de avının kanının içerler. 

Gökdoğan



  • Doğangiller familyasından olan büyük bir gündüz yırtıcı kuş türüdür.
  • Gökdoğan hızıyla tanınır; avına doğru yaptığı kendine özgü dalış sırasında maksimum hızının anlık olarak saatte 360 km.’nin üzerine çıkabildiği tahmin edilmektedir.  Bu hız Gökdoğan' ı hayvanlar âleminin en hızlı türü yapmaktadır.
  • Her yıl 25 bin km yol kateder.
  • Diğer kuşları hedef alır, avlanır.
  • Hızı dışında en önemli avcılık yöntemi keskinlik.
  • İnsandan 8 kat daha fazla görme duyusuna sahiptir.
  • Hançer gibi pençeleriyle yakalar, darbesinin gücüyle bile avını öldürebilir. 
  • Sivri gagasıyla avladığı kuşun omurgasını kırıp öyle yer.
  • Kutup bölgeleri, çok yüksek dağlar ve tropikal yağmur ormanlarının dışında dünyanın her yerinde bulunur.

Sumatra Kaplanı


  • Dünyadaki 3 kaplan türünün en küçüğüdür. ( Bengal kaplanı ve Sibirya kaplanı )
  • Endonezya' nın Sumatra adasında yaşarlar.
  • Hem karada hem suda avlanabilir. Ayak parmaklarının arasında perdeli bir yapı bulunur. Bu yapı genişlediğinde onları kusursuz yüzücülere dönüştürür.
  • Geyik, kuşlar ve diğer memelilerle beslenirler.
  • Hayatta kalanların sayısı: 400’den daha az. Nesli tükenme tehlikesinde.
  • Son 25 yılda Sumatra ormanlarının %50’sinin yok olmasıyla, vahşi doğada yaşayan kaplanların sayısının 400’ün altına indiği tahmin ediliyor. 
  • Tarım alanları, kereste endüstrisi ve palmiye yağı üretimi nedeniyle toprağa olan talebin gün geçtikçe artması, kaplanların yaşam alanını son derece daralttı.
  • Son 30 yılda 150 İnsan Sumatra Kaplanları tarafından öldürülmüştür.
  • Kaplanlar avlarının boğazlarını ısırır. 7,5 cm olan dişleri boğazı ısırdığı anda kilitlenir. Bu ani ısırıkla Omurga zedelenir, atardamar kesilir ve kurban ölür.

Sabıkası kabarık kuş Cassowary


  • 2 metreye yakın boy ve 60 kg civarında kilosuyla saatte 50 km hızla koşabilen bir kuş türüdür.
  • Uçamazlar. Dünyanın en tehlikeli ve sabıkası en kabarık kuşu olan Cassowary, 12.5 cm uzunluğundaki hançer biçimindeki gagasıyla ölümcül olabilmektedir.
  • Avustralya ve Yeni Gine’de yaşayan bu kuş türünün bacakları vücuduna oranla abartılı güçlüdür. İnsanları ve köpekleri tekme atarak havaya uçurduğu görülmüştür. Hatta ölümcül darbeleriyle birçok insan ölmüştür.
  • Pençesinin tek bir darbesi deriyi yırtar, kemikleri kırar.
  • İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’lı ve Avustralya’lı askerler yerliler tarafından bu kuş konusunda uyarılmışlardı.
  • Mantarları, meyveleri ve küçük sürüngenleri yiyerek beslenirler. 
  • Avusturalya da sayıları 1200 adet kadar kalmıştır.


İrukandji Deniz Anası


  • 1960' lara kadar türü keşfedilmemiş bir Kutu Deniz anası türü.
  • İnsan tırnağı kadar büyüklüğü, yaklaşık 1 cm.
  • Genellikle Kuzey Avustralya sahillerinde yaşayan, saydamlığı ve boyutlarından dolayı neredeyse yaklaştığını görmek imkansız.
  • 1 defa görülmesi bile plajların kapatılmasına sebep olur.
  • Milyonlarca dokunacı vardır ve zehrini bu dokunaçlardaki mikroskobik iğnelerde taşır. 
  • Nörotoksik kancaların cilde teması halinde saniyenin 200/1 i kadar bir sürede deriye zehir aktarır. 
  • Saldırısı fark edilmez.İz bırakmaz, acı vermez. 30 dk. sonra  zehir kalbe ve sinir sistemine ulaşır. Büyük bir acı başlar. Bu ağrı öylesine büyüktür ki " İrukandji sendromu " diye tanımlanmıştır. Öyle etkili bir zehri vardır ki en yüksek dozda morfin bile vücuttaki ağrıları dindirmeye yetmez. 
  • Felç eder ve Kalp 3 katı hızla atar ve kişi kalp krizinden ölür.
  • Temasın gerçekleşmesi halinde ilk ve tek yapılabilecek şey sokulan bölgeyi sirke ile yıkamaktır. Deriye temasla bırakılan iğnelerden patlayanlara artık yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Sirke, patlamayanların patlamasını önlemek için kullanılır.
  • Herhangi bir panzehiri henüz yoktur.
  • Kobradan onlarca, Tarantuladan yüzlerce kat fazla ve etkili bir zehre sahiptir. 
  • İrukandji deniz anası sokulması ya da temasında insanın yaşaması, vücuda temasın ne kadar fazla olduğuna ve sokulan kişinin bünyesine bağlıdır. Eğer temas fazlaysa direk felç yada kalp krizine sebep olur. Az temas yada sokulma sonucunda da insan vücudundaki tüm hücrelerin bu zehri yenmesi, 2 gün dayanılmaz eklem ve kas ağrıları içinde kıvranıp yaşamayı başarabilmesine bağlıdır. 

Aslan Balığı


  • Hint okyanusu ve büyük okyanusta mercan kayalıklarında yaşayan zehirli bir türdür.
  • Genellikle kıyıda, 50 metrelik derinliklerde, kayalık ve çamurluk alanlarda yaşar.
  • Sürü halinde avlanırlar.
  • Güzel görünümlü yeleli bir balık türüdür. Fakat yeleleri dikenli ve uçları zehirlidir.
  • Avlanırken yelelerini ve yüzgeçlerini açıp avını şaşırtırlar.
  • Dikenlerini avlanırken kullanmazlar, Savunma için kullanırlar genellikle.
  • Bir tehlike hissettiklerinde tüylerini kabartırlar.
  • Zehir dolu dikenleri avına karışık bir zehir zerk eder. Nörotoksik zehir acı verir, kalp atışı düzensiz olur ve soluk alma güçleşir.
  • Yüzgecinin insanlarla teması halinde birkaç gün süren yanma, terleme ve solunum zorluğu görülebilir, hatta ölüme bile neden olabilir.

İğneli Vatoz


  • Kıkırdaklı balık grubunda yer alır.
  • Yassı bir gövdeleri uzun ve ince bir kuyruk yapısı bir kelebeği andıran yüzgeçleri vardır.
  • Genellikle kuma gömülü olduklarından fark edilmeleri zordur. 
  • Kuyruklarında jilet gibi keskin zehirli bir iğne vardır.
  • Seratonin zehri enjekte ederler.
  • Bu zehir deri ve kas dokusunu zedeler, beyne ulaşır, kalbi hızlandırır kalp krizine neden bile olabilir.
  • Zehirli iğnesinin kesici, delici ve parçalayıcı zararı vardır.
  • Diken çıkartılırken dokuya zarar verilmişse acı daha da artar ve iyileşme iyice gecikebilir.
  • Dikenin dokuya verdiği harabiyet, dışarıdan gelen yada hayvanın vücudundan bulaşan kangren yapıcı ve tetanoza sebep veren bazı bakterilerin yara bölgesinde hızla yayılıp enfeksiyon oluşturmasına neden olur. Bu tür yaralar zor iyileşmekte ve hastaya uzun süre acı vermektedir.

Şeritli Deniz Yılanı


  • Tropik bölgelerin sığ sularında yaşarlar. ( Asya pasifikte )
  • Ölümcül zehirleri vardır.
  • Zehri kral kobradan ve çıngıraklı yılanın zehrinden 10 kat daha güçlüdür. 
  • Karada ve denizde yaşayan ( amfibik ) bir yılan cinsidir. Daha çok denizde yaşar. 
  • Beslendikten sonra ve çiftleşme döneminde yumurta bırakmak için karaya çıkarlar genellikle.
  • 10 metreye kadar suya dalabilirler. 
  • Vücutlarının sağ tarafında neredeyse yarı boylarını kaplayacak büyüklükte Akciğere sahiptirler. 
  • Avlarını ısırdıklarında bırakmaz zehir enjekte ederler.
  • Miyotoksin içeren zehirleri avın kas dokularının diplerine ulaşıp nekroza ( doku ölümüne ) neden olur.
  • Ayrıca Miyotoksin çok hızlı şekilde etkisini gösterir ve avın kaçmasını imkansız hale getirir.

Müren Balığı


  • Agresif bir balık cinsidir.
  • 120 ye yakın türü bulunur. Boyları 30 cm den 3,5 mt kadar ulaşabilir.
  • Tropik denizlerde 45 mt derinlikteki sularda, dar kayalıklarda mercan resiflerinde ve su altı Mağaralarda yaşarlar. 
  • Oksijeni sudan aldığı için ağzını sürekli açıp kapatır.
  • Geceleri beslenir.
  • Kafasının her iki yanında burun delikleri vardır ve bu iki delik sayesinde müthiş bir koku alma yeteneği vardır.
  • Kamuflaj yeteneği sayesinde iyice gizlenir ve avını ustalıkla avlar.
  • Çok güçlü çene kasları vardır.
  • 500 mikro saniye içinde avını ısırır. Bu süre bir göz kırpmasından daha kısa bir süredir.
  • Avını bir ısırışta aslında iki kere ısırmış olur. Çünkü boğazında 2. bir çene daha vardır.
  • İnsana kolay kolay saldırmaz ama köşeye sıkıştırılmış sa yada bir şekilde ürkütülmüş se  müthiş bir güçle insanı ısırır. 
  • Balığın dişlerinin dibinde zehirli maddeler daha doğrusu farklı bakteriler olması sebebiyle ısırdığı yer iltihaplanır ve oldukça derin hemen kapanmayan yaralar açarlar.
  • Isırılan kişi ısırılan böyleyi sabunlu su ile yıkamalı, kanama varsa durdurmalı ve en yakın hastaneye en kısa sürede gitmelidir. 

18 Mart 2015 Çarşamba

Su Altında Basınç

Basınç: 

Birim alana uygulanan kuvvet birimidir ve atmosfer ( ATM ), bar veya paunds per square ( PSI ) birimiyle ifade edilir.
Şu anda deniz seviyesindeki vücudumuzu saran havanın farkında değiliz. Çünkü bu basınç her yöndedir ve eşittir. Yükseğe çıkınca kulaklarımızda doygunluk oluşur. Bunun nedeni basınç farkıdır. Bu basınç farkına yüzerken de maruz kalırız. Dibe yaklaşıldıkça basınç artar ve bedenimizde bir takım rahatsızlıklar yaratır.

Deniz seviyesinde olan hava basıncı 1 Atmosferdir. İnsanlarda bulunan solunum ve dolaşım sistemi 1 Atmosfer olan basınca göre ayarlıdır. Suyun içinde derine doğru gittikçe basınç daha da artmaktadır. Her 10 metrede 1 atmosfer basıncı artmaktadır.

Mesela 50 metre derine inen bir yüzücünün vücudunun her santimetrekaresine denizdeki suyun yapmış olduğu basınç miktara yüzeye oranla 5 misline çıkmaktadır. Derinlere gidildikçe akciğer kapasitesi düşer ve kan basıncı artar. Bu olaylar sonucu vücut ısısı düştüğü için kalp atışları hızlanır ve bilinç gitmeye başlar.

Su altındaki basınç yüzeydeki basınçtan çok daha yüksektir. Bir dalgıcın vücudunu sıkıştıran su basıncı, adi şartlar altında kendisine yüzeyden verilen havayı solumasını önleyebilir, çünkü kasılan göğsünü şişirmeye yetecek kadar kuvvetli değildir.

Fakat aslında denizin üstündeki gemiden tulumbayla dalgıcın elbisesine başlığının içine (dolayısıyla ciğerlerine) basınçlı hava verilir. Herhangi bir anda bu havanın basıncı dalgıcın indiği derinlikteki su basıncına eşittir. Bu suretle dalgıcın vücudunun içindeki basınç elbisesinin dışındaki suyun; basıncına eşit yapılır ve suyun ezici kuvveti dengelenmiş olur. Bir derinliğe kadar İnsan vücudu bu basınçlara dayanabilir, çünkü bunlar içten ve dıştan aynı değerdedir. 30 metre derinlikteki basıncın yüzeydekinin yedi katına çıktığı 60 metre derinlikte çalışmak kabildir.

Dalgıcın vücudu, basınç normal basıncın yedi katı olan havayla çevrelenmiştir ve ciğerleri de normal basıncının yedi katı basınçlı havayla doldurulur. Vücudunun içindeki basınç dışarıdaki basıncı dengelediği için suyun ezici ağırlığını hissetmez. 90 metreye dalmak tehlikelidir. Bu derinlikte dalgıcın ciğerindeki basınç normal atmosfer basıncının en az on katı olması gerekecektir. Bu kadar yüksek basınçlı havayı solumak gerçekten çok tehlikelidir, çünkü ciğerler yoluyla çok miktarda azot (havanın beşte birini teşkil eden bir gaz) soğurulur ve bu da kanda erir. Dalgıç deniz yüzeyine çıktığı zaman azot kabarcıklar halinde toplaşır ve damardan tıkayarak kanın normal akışını durdurur. Bu ölüme kadar gider.

Derinlere inmede kritik eşik 30 metredir.30 metreden daha derinlere dalacak olanlar mutlaka tüp kullanmalıdır. Derinlere daldığımızda ve süratle su yüzeyine çıkıldığında ani olarak değişen atmosfer basıncından dolayı  vurgun yenilmektedir. Aniden su yüzeyine geldiğimizde gazlar süratle genleşir. Özellikle azot gazı damarlarda genleşerek hayati vücut hasarlarına neden olur.

Vurgun yiyen kişilere ne yapılmalıdır?

Vugun yiyen  yani  dekompresyon  geçiren kişiler acilen   basınç odalarına alınmaktadır. Burada tekrar vurgun yediği derinlikteki atmosfer basınçı verilir. Sonrasında ise bu basınç kademeli olarak azaltılır.
Diğer bir yöntem ise vurgun yiyen kişinin aynı derinliğe tekrar götürülmesidir.

Vurgun yememek için nasıl davranmalıyız?

Dalgıçların vurgun yememesi için su yüzeyine daha yavaş ve kademeli olarak çıkması gerekmektedir. Hatta bazı derinliklere geldiğinde biraz beklemelidir. Dalgıçlara bu eğitim verilmektedir.Kısaca anlatacak olursak dekompresyon hastalığına karşı alınacak en güzel önlem çıkış hızımıza dikkat etmek ve dip zamanı kurallarına uygun bir biçimde dalış yapmaktır.

18 Mart Çanakkale Geçilmez!


Başta Ulu Önderimiz Güneşimiz Atamız Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere;
Tüm Şehitlerimizin Ruhu Şad olsun..

17 Mart 2015 Salı

Serbest Dalışta Sınırları Zorlayan Adam " Herbert Nitsch "

Avustralyalı serbest dalışçı.

Serbest dalışın en yaratıcı kategorilerinden biri olan "no-limit" dalında dünya rekorunu 2007 yılında 214 metre ile Herbert Nitsch elinde bulunduruyor. Bu rekoruyla kendisine “dünyanın en derinindeki adam” lakabı verildi. Nitsch’in 31 dünya rekoru bulunuyor.


No-limits dalışına ciğerlerinde hava olmadan başlamamıştır. hatta hiçbir serbest dalıcı bunu yapmaz, aksine dalışta ciğerlerindeki havanın basıncını biraz olsun arttırabilmek için gulping yaparlar. (  yutmak, yutkunmak, içine atmak eylemi.)



Nitsch bu dalış sırasında son 10 metrede bilincini kısmen kaybetmiş ve serbest dalışta aslında pek de mümkün olmayan bir şekilde vurgunla karşı karşıya kalmıştır.

Vurgun, daha çok su altında solunan azotun kana karışması ve üzerindeki basınç kalktığında aniden gaz haline dönüşerek vücudun çeşitli bölgelerine zarar vermesi olarak tanımlanabilir. Yani serbest dalış tek nefesle yapıldığından vurguna çok olanak vermiyor diye düşünebiliriz.

Marfan sendromu

Marfan sendromu, bağ dokuyu etkileyen bir sorundur. Bağ doku, vücudu bir arada tutar ve vücut içindeki çok sayıda yapıya destek sağlar. Marfan sendromunda ise bağ doku normal değildir. Sonuç olarak, kalp, kan damarları, kemikler, tendonlar, kıkırdak, gözler, sinir sistemi, deri ve akciğerler dahil olmak üzere çoğu vücut sistemi etkilenir.
Marfan sendromu, fibrilinin ve başlıca bağ doku bileşenlerinden biri olan elastik liflerin yapısını kodlayan gendeki bir bozulmadan kaynaklanır. Bu gene fibrillin-1 veya FBN1 adı verilir.
Kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta meydana gelir ve sadece bir ebevenin Marfan sendromuna sahip olmasıyla geçebilir. Marfan sendromuna sahip kişilerin hastalığı çocuklarından her birine geçirme şansı yüzde 50’dir. Vakaların yüzde 25’inde bilinmeyen bir nedenden dolayı yeni bir gen bozulması meydana gelir. Marfan sendromuna «değişken dışavurumlu» genetik bozukluk adı da verilir; çünkü Marfan sendromuna sahip herkes aynı belirtileri aynı derecede yaşamaz.
Marfan sendromu doğuştan gelir. Ancak, ergenlik veya genç erişkinlik dönemine kadar teşhis edilemeyebilir. Marfan sendromu 10.000 ila 20.000 kişiden birini etkileyen oldukça yaygın bir rahatsızlıktır. Her ırk ve etnik kökenden insanda görülmüştür.


Marfan sendromuna sahip kişiler çoğunlukla oldukça uzun ve zayıftır. Kolları, bacakları,
parmakları ve ayak başparmakları orantısız ve vücudun geri kalanına göre çok uzun görünebilir. Omurgaları eğik ve göğüs kemikleri (sternum) çıkıntılı veya girintili olabilir. Eklemleri güçsüz olabilir ve kolayca çıkabilir. Çoğunlukla, Marfan sendromu hastalarının uzun, dar bir yüzü vardır ve damakları normalden yüksek olabilir; bu durum dişlerin bir yere toplanmasına neden olur. Marfan sendromuna sahip kişilerin yarıdan fazlası miyopluk (uzaktaki nesnelerin bulanıklaşması), mercek subluksasyonu (göz merceklerinin tipik konumundan kayması) veya göz şeklinin değişmesi gibi göz sorunları yaşar. Marfan sendromu hastalarının yaklaşık yüzde 90’ında kalp ve kan damarları değişim geçirir.
Marfan sendromu, hastanın ihtiyaçlarına göre kişiselleştirilmiş bir tedavi planı gerektirir. Bazı kişiler
için hiç tedavi gerekmeyebilir; doktorlarıyla düzenli takip randevuları gerçekleştirmeleri yeterlidir. Diğerleri ilaç tedavisi veya ameliyata ihtiyaç duyabilir. Yaklaşım, etkilenen sistemlere ve durumun ciddiyetine bağlıdır.


Marfan hastalarına öneriler:

  • Marfan sendromu tanısı koyulduktan sonra hastalar yakın takibe alınmalı.


  • Marfan hastaları ağır egzersizlerden sakınmalı.


  • Kalbi, akciğerleri ve adale sistemini geliştirici aerobik egzersiz programlarını bilinçli bir şekilde uygulamalıdırlar. 

16 Mart 2015 Pazartesi

İnanılmaz Çekiciliğiyle Muhteşem Av Köpekleri " Pointer & Setter "


Pointer

Duruşuyla avın istikametini gösteren bir İngiliz puanteri.

Yaklaşık olarak 2 yüzyıl önce İtalyan Pointer'i, Tilki Tazısı, Bloodhound, Greyhound, ewfoundland,Setter ve Bulldog cinsi köpeklerin çiftleştirilmeleri sonucu ortaya çıkmışlardır.
Günümüzdeki görünümünü İngiltere`de almış olan pointer, genellikle çeşitli renkler üstüne beneklidir. Omuzdan yere yüksekliği 58,5 - 71 cm, ağırlığı 20,5 - 34 kg arasında değişir. Özellikle koku alma duyusunun güçlülüğü, hızı ve fermasıyla ünlüdür.
Ferma: av köpeklerinin ,özellikle pointer ve seter' lerin ,avın yerini göstermek için heykel kadar hareketsiz durup tek eli kalkık biçimde burnuyla avı gösterir şekilde çakılı kalmasıdır.


Sabırlı,duygulu,zeki,çalışkan her duruma ayak uydurabilen bir köpek ırkıdır. Çocuklarla iyi anlaşırlar,şüpheli bir durum karşısında havlarlar, ancak bekçi köpeği değillerdir.
Adlarını (Pointer: İşaret eden) avın varlığını sezdiği zamanki duruşunu betimler. Heykelsi, hareketsiz duruşu daima gösterişlidir. Yorulmak bilmez. İtaatkardır. Koku alma duyusu olağanüstüdür. çulluk, bıldırcın ya da sülün avına gayet iyi uyum sağlar. Bununla birlikte her türlü avda kullanılabilir. 

Bu köpekler apartman hayatına tavsiye edilmez. En ideali bahçeli bir evdir.

Koku ile avlanan özel bir av köpeği türüdür. Gizlenmiş bir avı fark edince olduğu yerde durur ve meraklı bir " işaret etme " duruşu alır. Başını eğer ve boynunu ileri doğru uzatır. Kuyruğu yatay bir konumda, arkasında dik vaziyette durur. Ön ayaklarından biri, sanki adım atarken sabitlenmiş gibi havada asılıdır. Hayvan bir köpek heykeli gibi tümüyle hareketsiz bir durumda bu pozisyonunu uzun süre koruyacaktır. Yalnızca hafif bir titreme, özellikle de kuyruğun titremesi, o andaki büyük heyecanı ve gerilimi ortaya koyar. Bazen iki Pointer bir takım olarak kullanılır. Tek bir hayvan, işaretinin açısıyla gizlenmiş avın yönünü gösterebilir, fakat mesafesini belirtemez. Gözlerini farklı yönlerden aynı ava diken iki Pointer insan avcılara koordinatları sağlar, onlara yön ve mesafeyi söyler ve avın kesin konumunu belirtir.





Setter

Seter, kuşların yerini bulmakta kullanılan üç av köpeğinin ortak adı.
İlk setter 1500 yılında Fransa’da İspanyol ve Fransız pointerlerler ile spanyöllerin melezleştirilmesiyle  elde edilmiştir. 3 yüzyıl sonra Büyük Britanya’ya getirildi ve burada son derece zeki bir köpek yetiştiricisi olan Edward Lawerack tarafından geliştirildi. Lawerack settere bugün de bilinen güzel bir biçim ve harika bir karakter kazandırdı. Edward Laverack 1877 yılında 79 yaşında ölmüş ve tüm hayatını daha iyi av yapan İngiliz setterlerini yaratmaya ve yetiştirmeye adamış bir avcıdır.

Çok iştahlı olduğu için şişmanlama eğilimi vardır. Evde ve bahçede yaşayabilir. Ancak birkaç saat özgür olabilmek için yüksek çitlerin üzerinden atladığı ya da tüneller kazdığı bilinmektedir.

Kendine has benekli kürkü ile çok güzel ve zarif bir köpektir. Benekler az veya daha yoğun; lekeler ise her boyutta olabilir. Uzun tüyleri düz, ipeksi ve biraz dalgalıdır. İngiliz Setter oldukça nazik, iyi huylu ve arkadaş canlısı bir köpektir. Çocuklarla arası mükemmeldir. Duyarlı yapısıyla sevgiye muhtaçtır. Dışarıda çalışkan ve hareketli evde ise sakindir. Biraz fazla kararlı olabilir. 
İngiliz Setter'in yetenekleri arasında av, vurulan avı getirme, iz sürme, avı belirleme ve bekçi köpekliği sayılabilir. En değerli yeteneklerinden biri, mükemmel koku alma duyusudur. Saatlerce önce geçip gitmiş bir hayvanın kokusunu bile alabilir. Ayrıca, hızlı, yorulmaz, hareketli ve güçlüdür. Her türlü araziye, sularla kaplı olanlara bile, uyum sağlayabilir. Kötü hava koşullarına ve yaz sıcağına dayanıklıdır. Her türlü avda kullanılır ve efendisiyle uyum içinde çalışır.









İngiliz setteri, kolay eğitilebilen,sıcak kanlı ve insanla çalışmaya yatkın,fazla bir eğitim verilmese de sahip olduğu iç güdülerle hemen ava giren,süratli ve dayanıklı,hem sıcakta hemde soğukta yorulmadan ve en öenmlisi standart bir sürati tutturarak av yapabilen,havadan kullandığı keskin bir burnu olan ve fermada çok sabırlı bir köpektir. İşte bu özellikleri İngiliz Setterini dünyanın en çok sevilen fermalı av köpeği yapmıştır.İngiliz Setteri özellikle çulluk avı gibi ormanlık bölgelerde yapılan avlarda bulunduğu ortamla en iyi örtüşen adeta ormana yakışan bir köpektir ve bu söz fazla iddalı da olsa dünyanın en iyi çulluk köpeğidir.