19 Haziran 2015 Cuma

Tanrısal Öngörü & Seneca

…başında bir koruyucusu olmadan bu kadar yüce bir eserin var olamayacağını, yıldızların bir araya gelişlerinin ya da oraya buraya gelişlerinin ya da oraya buraya koşuşturmalarının gelişigüzel bir itkiye bağlı olmayacağını.
 Tanrı iyi insanlara karşı babalarının ruhuna sahiptir, onları mertçe sever ve “gerçek güçlerini toplamaları için sıkıntılarla, ıstıraplarla, kayıplarla boğuşsunlar,” der. … Yara almamış bir talih hiçbir darbeye karşı koyamaz.
 Bu tür [zahiren kötü görünen] olayların gönüllü olan insanların başına geldiği, sıkıntı yaşamak istemeyen kişilerinse kötülüğe layık olacağıdır. … Bu tür olaylar talihin bir cilvesidir ve iyi insanların başına gelmesi kendilerini iyi yapan yasadan ötürüdür. İyi insana zavallı diyebilirsin, ama böyle dediğin için o zavallı olmaz.
 Bana öyle geliyor ki,” diyor Demetrius, “başına hiçbir felaket gelmemiş insandan daha şanssızı yok.” Çünkü böyle bir adama hiçbir zaman kendini deneme fırsatı tanınmamıştır. … Böyle adam hiçbir zaman kaderine karşı zafer kazanacak değerde görülmemiştir; çünkü kader kendisini bütün korkaklardan çeker ve sanki şöyle der: “Onu kendime ne diye rakip alayım? Hemen silahlarını bırakacak; ona karşı bütün gücümü kullanmama hiç gerek yok; şöyle hafifçe kaşlarımı çatsam savrulur gider, bakışlarıma dayanamaz. Siz bana kendisiyle mücadele edebileceğim değerde birini bulun; yenilmeye dünden hazır bir insanla dövüşmek bana utanç verir.” Gladyatör kendi gücünde olmayan biriyle savaşmayı zul sayar, tehlikesizce kazanılan zaferin onursuzca kazanılmış bir zafer olduğunu bilir. Kader de aynısını yapar: Kendisine rakip olarak en cesur insanları arayıp bulur; çoğu insanı hor görür, üstünde bile durmaz.
Örnek alınacak büyük insan yaşadığı kötü kaderle keşfedilir.
Refah dolu bir yaşam sıradan bir adama da nasip olur, sıradan yeteneklere de; ama ölümlülerin başına gelen felaketleri ve korkuları boyunduruk altına almak, ancak büyük adamın işidir.
Her şeye cesurca katlanmalıyız; çünkü sandığımız gibi her şey bir anda olmaz, sıra sıra gelir. Neye sevineceğin, neye üzüleceğin önceden bellidir, her insanın yaşantısı birbirinden çok farklı olsa da sonu birdir; gelip geçici olan bizler gelip geçici olan şeyleri üstleniriz. O halde ne diye hiddetleniyoruz? Neden şikayet ediyoruz? Biz böyle yaratıldık. Bırakalım doğa kendi bedenlerini istediği gibi kullansın; her şeye karşı güler yüzlü ve cesur olalım, bizim olan hiçbir şeyin bozulmayacağını bilelim.
 Altın ateşle, mert insan kötü kaderle anlaşılır.
 Güvenli bir yol acizlere, korkaklara göredir; erdem yükseklerden gider.
 Tanrı şöyle diyor: “Dürüstlüğü seçmiş olan sizler, benden şikayet etmenizi gerektiren haklı bir nedeniniz olabilir mi? Diğerlerine sahte iyilikler verdim, aylak zihinlerini upuzun ve sahte bir düşteymiş gibi kandırdım. Altınla donattım kendilerini, gümüşle, fildişiyle; hiçbirinin özünde iyilik yok. Şanslı insanlar olarak gördüklerini, sana göründükleri gibi değilde yüreklerinde sakladıklarıyla bir görebilsen, o zaman anlardın ne zavallı, ne iğrenç, ne aşağılık yaratıklar olduklarını; evlerinin duvarları gibi dışları boyalıdır aslında; bu sağlam ve hakiki mutluluk değildir asla; kabuktur, üstelik incecik bir kabuk. Bu yüzden ayakta durabildikleri ve kendilerini istedikleri şekilde gösterdikleri sürece parıldarlar ve bizi kandırırlar, ama kendilerini rahatsız edici bir durum ortaya çıkıp da örtü kalktığında, o yapay ihtişamların altında ne derin, ne saf bir bozulmuşluk yattığını anlarsın. Oysa sizlere kalıcı ve sağlam iyilikler verdim; nereye döndürürseniz döndürün, nerden bakarsanız bakın, daha iyi, daha yüce görünürler. Sizi dehşete salan olayları küçümsemenizi sağladım, ihtiraslarınızı aşağılamanızı. Dıştan parıldamıyorsunuz, iyilikleriniz içinize yöneltilmiştir. Kendi görüntüsünü seyretmekten haz alan evren bile dışsal olanları küçümser. İçinize her türlü iyilik yerleştirdim; şansa gerek duymamanız sizin şansınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder