31 Mayıs 2016 Salı

Rapamycin ( insan ömrünü uzatan madde )

Özellikle biyologlar ve tıp bilimiyle uğraşanlar insan vücudunun bu kadar uzun süre (130-150 sene)
hayatta kalmayacağı inancında.Ancak tıptaki gelişmeler bu inanca sürekli meydan okuyor.Buna bir örnek bundan 40 yıl ( 1970 ) önce Pasifik Okyanusu'ndaki Pascal Adası'nda keşfedilen doğal madde Rapamycin'le ilgili araştırmalar.Bu madde Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu ( FDA ) tarafından değişik amaçlar için onaylanmıştır.Amerikan Yaşlılık Enstitüsü Müdahale Deneme Programı (National Instute of Aging Interventions Testing Program ) tarafından yapılan araştırmada , farelerde bu maddenin sürekli kullanılmasının yaşamlarını %9-12  arasında uzattığını belirtilmektedir." Daha da ilginci, bu madde daha yaşlı, 60 yaşında bir insana denk yaştaki farelere verildiğinde, bu kadar geç kullanılmaya başlamasının etkinliğini üç katına çıkarması ve farelerin yaşamını kontrol grubuyla karşılaştırıldığında %28-38 uzatmasıdır. Kitabın yazıldığı sırada henüz teorik olarak bunun anlamı yaşam beklentisi 80 yıl olan birine bu madde geç yaşta verilmesi hayatına 30 yıl ekleyebilir demektir.Üç saygın üniversitedeki üç laboratuvarda yapılan araştırmalarda hep aynı sonuçlar alındı."
      Rapamycin tıbbi tedavilerde yeni kullanılmaya başlanan bir madde değil. 1970'lerde mantarlara karşı kullanıldı ve arkasından organ naklinde organın vücut tarafından reddedilmesini önlemek üzere kullanılması onaylandı. Daha sonra Rapamycin maddesinin içinde keşfedilen stentler damar tıkanıklığı geçiren hastalarda kullanıldı. Son yıllarda klinik deneyler çerçevesinde kanser hastalarına verildi ve tümörlerin beklenenin üzerinde küçülmesine neden oldu. Ancak maddenin yaşamı uzatmasıyla ilgili araştırmalar en iyi aratırmacaların beklentilerini bile aştı.Klinik deneylerde bu sonuçların insanlarda da geçerli olduğu bulunursa, istatistikçiler yaşam beklentisi için yeni bi ölçüt yaratmak zorunda kalacak. Günümüzde yaşam beklentisi Kişinin doğduğu durumla yaşadığı yer temel alınarak hesaplanıyor.

Dip Not : 2050 - Prof. David Passig 'den alıntılanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder